0:00İnsanlardan hep kazık yedim diyor biri. Bu kişi Yungdan habersiz. Eee, persona kavramından da habersiz. İnsanlar hiçbir zaman kendi içindeki kusurları dışarıda bir maske olarak takınmaz. Dışarıda her zaman güzel görünmek ister insan. Hep övünmek ister. Ben kusursuzum, ben harikayım demek ister. Ben hata yapmam, ben çok güçlüyüm, ben çok ahlaklıyım der. böyle böyle içindeki gölge yanları bastırır. Ama ilahi düzende bu kabul edilemeyen bir şeydir. Bu seni yazılımın içindeki virüse dönüştürür ve kendini yanlış tanıttığın için de insanlar sürekli hataya düşer seninle ilgili. Ta ki bir gün dostun da kalmayabilir. Bugün bu konular hakkında konuşacağız. Hani iç güzellik dediğimiz şey var ya o iç güzellik var mı yok mu ondan
0:47bahsedeceğiz. İçimizdeki kötülüğü bastırırsak bu tasavvufta nasıl eee tarif edilir? nasıl kabul görür? Bunu inceleyeceğiz. Eee, videoları beğenmeyi unutmayın. Eee, yorumlarınız harika. Yorumları görüyorum. Onları kolektif bir bilince yerleştirip bazı konularımı ve konular içinde geçen bazı cümleleri o yorumlara göre şekillendiriyorum. Onlara iş hayatım çok yoğun olduğu için cevap veremiyorum. Anca video yapabiliyorum. Eee, dediğim gibi videoları beğenmeyi unutmayın. Kanala abone olun. eee, YouTube katıla katılarak, eee, katıl videolarını izleyebilirsiniz. Şimdi konumuza geçelim. Mesnevi'nin 3. cildinde Mevlana Hazretleri insanın olmadığı bir şeymiş gibi görünme çabasın ne kadar trajikomik ve eninde sonunda kendini ele veren bir yıkım olduğunu anlatıyor ve bıyığını yağlayan adam hikayesini anlatıyor. Bu duruma dair bıyığını yağlayan adam
1:47hikayesi Mesnevide yanlış anlamamanız gereken bir hikaye. Çünkü eee aç görünmemek için bıyığını yağlayan bir adamdan bahsedeceğiz. Ama bu açlıkla ilgili bir durum değil. Biz aslında burada personelardan bahsediyoruz. Yani eee aslen olduğu kişiyi, karakterini gizleyen kişilerden bahsediyoruz. Yani Mevlana ondan bahsediyor. Yani içi cehennem ateşi, dışarısı çiçek böcek. O kişi de bize hiçbir şekilde sahip olduğu kötü hasretleri göstermiyor. Bu da bizi insan olarak tuzaklıyor. Neden? Çünkü biz dış görünüşüne aldanıyoruz. Onun lisanına, nezaketine aldanıyoruz. Ama içerisi tabii ki bambaşka. Yoksulun biri diyor bir sabah bir parça kuyruk yağıyla bıyıklarını yağlıyor ve zenginlerin meclisine gidip gururla e şey diyor işte bugün yine harika yağlı ziyafet dolu bir yemek yedim diyor. İşte bıyıklarındaki
2:43yağ da bunun şahidir diyerek böürleniyor. Dudakları ben tokum diyor. Fakat eee midesi öyle demiyor aslında. Açlıktan guruluyan, alev alev yanan midesi dilsiz dudaksız şöyle feryat ediyor. Ey kibirli yalancı, senin yalanını ve içindeki o sefaleti bütün dünyaya haykıracağım. Allah'ım bu kibre düşmüş adamı rüsua et. Çünkü onun bıyığındaki sahte yağ benim içimdeki hakiki ateşi ve açlığı gizlemeye çalışıyor diyor. E en nihayetinde hakikatin ortaya çıkmak gibi bir huyu var ya. Adamın midesinin gurultusu o kadar yükseliyor ki meclistekiler onun aslında açlıktan ölmek üzere olan bir eee zavallı olduğunu anlıyorlar. Evet.
3:27Dediğimiz gibi bu hikayeyi yanlış anlamamak lazım. Bir açın hikayesi değil bu. Eee, gerçek şahsiyetini bizlerden gizleyen kişilerin hikayesi. Böyle bir metafor kullanmış Mevlana Hazretleri. Yani aslında modern insanın ta kendisinden bahsediyor, değil mi? Biz bugün o insanı nasıl görüyoruz? Her gün sosyal medyada, iş yerinde yani atıyorum romantik ilişkilerimizde ve dost meclislerimizde eee oynadığımız o tiyatroda eee o insanları görebiliyoruz değil mi biz? Bunun bir özeti bu hikaye sanki insan kendi iç dünyasına neyin açlığını, neyin sefaletini ve neyin yoksunluğunu çekiyorsa dışarıya karşı o şeyin yağını sürmek, onun vitrinini kurmak ve onun ondan tokmuş gibi propagandasını yapmak zorunda. Ama bıyıya sürülen yağ ne derse desin hakikat yani guruldayan midemiz eninde
4:20sonunda o yalanı kusar ve sahibini ele verir. Hakikat dediğimiz şey varlığını örten sahteliğe tahammül edemez. Bu yüzden kafir denir ya hani örten manasındadır. Hakikatin üstünü örten ama hakikatin üstü örtülemeyecek durumdadır. Yani hakikati ince bir örtüyle örtsen eee o inci örtüne ışık sızmaya devam eder. Kalın perdeler gelsen bu sefer de perdeleri yakar. Böyle bir şey yani elde tutulmayan bir şey bu hakikat dediğimiz şey aslına bakarsanız. Bu sebeple ben zamanın birinde bir hak dostuma sormuştum. Demiştim ki hani her şeyin yanlış olma ihtimali nedir demiştim.
4:59Yani affınıza sığınıyorum. Her şeyin yanlış olma ihtimalini hepimiz düşündük değil mi? Hani kitaplar geldi, peygamberler var. Bu rasyonel alemde bunların gerçek olmama ihtimali var mıdır diye sormuştum. O da bana cevaben şunu söylemişti. Hakikati sen o taraftan çeksen, ben bu taraftan çeksem, örtüler örsek, toprağa gömsek hakikat neyse o ortaya çıkar. Din neyse o ortaya çıkar. Gerçek neyse o ortaya çıkar. O yüzden onun bunun senin benim dedikodu yapmamız, onu çekiştirmemiz, başka şekillere sokmaya çalışmamız mümkünatı olmayan bir şey. Yani güneş gibi bir şey hakikat. Yani dokunamıyorsun, yanına da gidemiyorsun, uzaktan bakıyorsun ve inanılmaz bir yararlanım var. Hani güneş şeydir ya bizim yaşam kaynağımızdır ya hani eee Orta Çağdan daha önceydi
5:53sanırım. Bir dönem bir facia oluyor. Bir yanardağ patlıyor. Çok özür diliyorum. Bu gerçek bir bilgi ama şu an yanardağın ismini de söylemiyorum. Tarihi de söyleyemiyorum ama milattan öncesi değil. Yani orta çağın biraz öncesiyi tahmin ediyorum. E bu dönemde eğer bilenleriniz de bu dönemi bilenleriniz varsa yoruma yazsın. Bu dönemde bir yanardağ patlıyor. Yanardağın külleri de atmosferi kapıyor. Bu yanardağ işi dünyayı sona erdirebilecek bir şeydir.
6:22Yani buzul çağlarını başlatan, dünyayı yerinden oynatan, değiştiren şey bu yanardağlardır hep. Yani böyle dünya tarihini incelerseniz yani milyar yıllık geriye gidip dünya tarihini incelerseniz yanardağların çok büyük rolleri var. Neyse uzatmayayım. Eee, bu yanarda atmosferi kapıyor ve birkaç sene güneş göremiyor insanlar. Ve anlatılan rivayetlere göre bir şövalye atından iniyor. Atından inerken bacağı kırılıyor. Çünkü güneş görmemiş bir beden hani 10 sene, 20 sene değil, birkaç sene içinde inanılmaz derecede zayıflıyor. Bir tür besin kaynağı insan için güneş. Bitkiler için de öyle, toprak için de öyle. İşte hakikat aynı buna benziyor. Yani e gidip onu örtemezsin. Aslına bakarsan gidip onu tutamazsın. önünü kapayamazsın. İşte güneş bu yüzden hakikatin temsilcisidir.
7:11O sebeple de o hak dostu bana söylediği şey de haklıydı. Yani bu üstünü örtemeyeceğin bir şey, değiştiremeyeceğim bir şey. Bu bir şekilde ortaya çıkan bir şey. Çok endişelenme. Senin endişenle bu işler yürümüyor demek istedi. Aslına bakarsanız bana bir insan neyi çok fazla, çok yüksek sese ve abartılı bir şekilde vurguluyorsa bilin ki iç dünyasında o kavramın mezarlığı yatıyordur. Yani ne demek istedik? dürüstlüğünden en çok bahsedenin ilk fırsatta ihanet etmesi, namus ve ahlak bekçiliği yapanın en karanlık sapkınlıklara sahip olması veya zekasıyla sürekli övünenin aslında derin bir yetersizlik ve aptal yerine konma korkusuyla eee kavrulması bir tesadüf değildir. Evet. Gücün ve hakikatin böyle bir yanı var ya. Geçen Instagram'da
8:03görmüştüm. eee, bir kişi adam altın kemer sahibi bir boksör ve bir beyzbol maçında biri ona sataşıyor ve küfrediyor kim olduğunu bilmeden. Eee, adam da pek aldırmıyor. Hani diyorsun ki bu boksör şimdi gidecek o adamı bir güzel pataklayacak falan diyorsun ama eee, güç sahibi olduğu için gücün gerçek sahibi yani bunu idmanlarla elde etmiş genetik bir farklılığı olduğunu düşünmüyorum bizden. çok sıkı çalışmış, çok güzel beslenmiş ve bu güce erişmiş. O güce eriştikten sonra o gücü kullanma veya o gücü anlatma ihtiyacı duymuyor. Ve hani biz deriz ya altında kalma, ben bunun altında kalmam. O mesela eee o stadyumda bu işin altında kalmış. Biri ona bağırmış, çağırmış, azarlamış onu. O da
8:52tamam kardeşim sen kendi yoluna, ben kendi yoluna. İşte güç böyle bir şey. Sahip olduğunda böyle davranıyor. Güç böyle çok böyle Avrupa'yı, Amerika'yı öven tipler vardır ya. Medeniyet orada kardeşim falan gibisinden. Ben bununla hiç hoşlanmam. Eee, çok da yaptığımı görmemişsinizdir ama ama bu kuzeyli halklarının garip adetleri var. Mesela Danimarka'da eee, havalı bir arabayla gezmek suç gibi bir şey. Hani neden böyle bir araban var? Neden bisikletle gitmiyorsun? Neden daha sıradan bir araba kullanmıyorsun gibisinden. Çünkü neden e medeniyet orada oturmuş? Bir şekilde oturmuş ve daha fakir ülkelerde abartılacak böyle gözlerimizi parlatacak bir şey. Mesela atıyorum bir Lamborghini diyelim. Birinin sahip olduğu Lamborghini oradaki insanlarda ayıp gibi bir duruma tekabül ediyor yani. Yani
9:45zengin biri eee para zaten onun doğal bir uzvu olmuştur değil mi? Doğaldır onda para. Güç o kişide doğaldır. Asalet o kişide doğaldır. Doğal olarak var olduğu için o bir patırtı koparmaz. Ama yoksun olan insan için bir kavram vardır. E biz buna bağıran boşluk diyoruz. Alfred Adler'in eee bu yüzyılın en büyük psikiyatristlerinden biri Alfred Adler'in kavramlarından biridir. Bu Adlere'e göre bu bağıran boşluk aşağılık kompleksi ve onun doğal sonucu olan aşırı telafi kavramlarıyla deşifre ediliyor. Çünkü ona göre her insan çocukluğunda ve varoluşunda bir eksiklik, bir zayıflık ve aşağılık duygusu tadıyor. Bu tabii ki de doğal bir durum. Ancak bazı insanlar bu eksiklikle, bu içsel açlıkla sağlıklı bir şekilde yüzleşmek ve onu kabul etmek
10:42yerine onu korkunç bir utanç kaynağı olarak görüyor ve o yarayı, yarasını öyle derinlere gömüyor ki dış dünyada onun tam zıttı bir kimlik inşa ediyor. Eee, bu da Adler'e göre aşırı telafi yolu, aşırı telafi yoluna giden insanlardan bu şekilde bahsediyor. Yani şunu diyor Adler. Dışarıda terör estiren, herkese zorbalık yapan, insanları ezen kibirli kabadayılar aslında içlerinde ezilmekten ve güçsüz görünmekten ölümüne korkan eee çocuk kalmış pısırık birer zihin taşırlar diyor. Güçsüzlük korkularını yani Mevlana'nın hikayesine göre aç midelerini dışarıda estirdikleri o sahte güç teroriyle yani bıyıklarına yağ sürerek telafi etmeye çalışırlar. Yani şimdi o Mesnevideki alıntıyı daha iyi anladınız mı? Yani girdiği her ortamda her şeyi biliyormuş gibi davranan
11:37sürekli akademik unvanları veya entelektüel birikimini insanların gözüne sokan bir zihnin temelinde bilgi sevgisi yatmayabilir. Yani adlere göre yetersiz ve aptal görünme korkusu yatabilir. Hani filmlerde kolektif bir zihin yazar ya sanatı. Filmlerde hep bir karakter vardır. Çok güçlü, gizemli bir karakter vardır. Yani kızdırsan herkesi yok edecek bir tiptir. Ve onlar her zaman böyle sessiz, sakin, köşede ve hani böyle bela istemeyen tiplerdir. Hani tamam kardeşim sen haklısın. Diyen tiplerdir. Yani anlıyorsunuz değil mi?
12:12kolektif bilincimizin sanata olan eee etkisi burada görünebiliyor. Yani adlerin dediği gibi gerçek güç sahibi tenezzül etmiyor. Çek omzundan elini diyor. Ama eğer güçsüz birisi olsaydı diyor ki sen benim omzuma nasıl dokunursun? işte bilgi sahibini de böyle yorumluyor. Yani biri sürekli yeni bilgiler veriyor bize. Sürekli okuduklarından bahsediyor, ediyor falan ama eee çocukluğundan kalan yetersiz ve aptal görünme korkusunu taşıyor olabilir o kişi. Yani bir insanın zırhının en kalın olduğu yer aslında onun, o kişinin en yumuşak, en savunmasız ve en çok kanayan yarasıdır demek istiyor. Adiler.
12:54Komplekslerimiz bizim dünyadan saklamaya çalıştığımız en derin korkularımızın eylemlerimiz aracılığıyla attığı sessiz çığlıklar olabilir. Psikolojik olarak aslında hepimiz kendimizi saklamaya çalışırken o abartılı savunma mekanizmalarımızla en büyük itiraflarımızı yaparız. Ama bizim içimizi görecek kişi azdır. İnsan-ı kamilin böyle bir özelliği vardır. İnsan-ı kamilin gözü önünde herkes çıplaktır. Çünkü o senin personanla ilgilenmez. kalbinle ilgilenir ve senin davranışlarından senin nasıl bir kişi olduğunu çar çabuk çözebilir. Yani Yung eee insanın toplum içinde taktığı o kusursuz, ideal ve onaylanmak için inşa ettiği yüze persona yani maske adını veriyor. Personamız Mevlana'nın hikayesindeki yağlı bıyık.
13:43İşte biz hep yani hepimizde hemen hemen var. Yani bunlar olmayanlara minnettarım kendilerini çok iyi yetiştirdikleri için. E kendimizi zengin, ahlaklı, güçlü bilinmesini istiyoruz kendimizin. Ama Yung'un kuralı şudur. Persona ne kadar kalın, ne kadar parlak ve ne kadar kusursuzsa o insanın bilinç dışında sakladığı gölge o kadar karanlık, o kadar yoğun ve tehlikelidir. Sen kendini dışarıya kainatın en iyi kalpli, en affedi, affedici insanı olarak e bu personayla sunduğunda ve buna inandığında içindeki bütün o nefreti, öfkeyi, intikam duygusunu ve kıskançlığı eee yani gölge yanını yeraltı zindanlarına hapsediyorsun. Ama enerji yok olmuyor ki. Evrenin kanunu bu.
14:30Enerji yok olmaz. O zindana kilitlediğin, yüzleşmekten kaçtığın o gölge orada beslenir, devleşir ve en ufak bir zayıflık anında atıyorum bir krizde, bir sarhoşlukta, bir öfke krizinde zincirlerini kırıp yüzeye çıkar. Dünyanın en kibar insanı sandığın o şahsın bir tartışma anında içinden çıkan canavarı görürsün ya şoka uğrarsın veya biri iki e duble bir şey içer. Ondan sonra bir bakarsın bambaşka bir insana dönüşmüş. Oysa yeteri kadar alkol bile almamıştı aslında. Evet.
15:04Gizlediğimiz şey bir gün bizi ele veriyor. Üstünü örtmeye çalıştığımız, kabul etmediğimiz ve sahte bir eee kompleksin altına gömdüğümüz her duygu bizim hapishanemiz oluyor. İnsanlar bizim bıyığımıza sürdüğümüz o yağa bakıp bizi tok zannedebiliyorlar. Ama onların alkışlaması, bizi alkışlaması, bizim içimizdeki o devasa boşluğu ve aşağılık hissini doldurmuyor ki. O an bir övgü alıyorsun. Yarın da bir övgü al. Ondan sonraki gün de bir övgü al. Ama tamir edilmemiş bir makine var. Öte yandan bu psikolojik savunma mekanizmalarıyla biz yıllarca hayatta kalabiliyoruz. Hatta sahte güç imparatorlukları bile kurabiliyoruz. Hani bu bir gün kendini ele verir ama insanları inandırmışsındır kendine. Hani sen yanlış da yapsan yo o aslında doğru biri derler yani. Yani bu
15:55sahteliğin bir sınırı yok. Hak diyoruz ya mutlak gerçek değişmez hakikat ve olanın olduğu gibi var olması demektir bu. Yani ahlaki bir kavram değil. Hak kainatın üzerine kurulduğu kozmik bir yazılım diyebiliriz. Yani ilahi sistem doğası gereği yalanı, ilüzyonu ve sahteliği kusmak üzerine programlanmıştır. Zaten sen iç dünyada korkak, eksik veya yaralıyken dışarıda kibrin, kusursuzluğun ve inilmezliğin heykelini diktiğinde dışarıya evrenin frekansıyla ölümcül bir çatışmaya girersin aslında. Yani senin eee kurduğun o kompleks elhak olan sistemin ortasında devasa bir anormalliktir.
16:42bir virüstür. Siyah bir leke gibi parlar. Yani sen kendine bir persona taktın. Mükemmel görünüyorsun ya. Ama hak düzleminde sen bir virüsle dönüştün artık. Hakikati dışarıya salmayan bir virüs. İçi gölgelerle dolu. Tasavvuf büyüklerine göre insanın kendi zayıflığını örtmek için yarattığı o kusursuz maske ilahi boyutta yani tasavvufta gizli şirk. Ortak koşma dediğimiz var. Şirk. Gizli şirk dediğimiz aslında varoluşsal bir hadsizliğe dönüşüyor. Yani hep diyorum ya ben bizler şirki sadece işte taştan veya tahtadan yapılmış heykellere tapmak zannediyoruz. Putlara tapmak. Aslında o putlar mevzusunda sana verilen hep bir mesaj var. putperestliğin en karanlık, en sinsi ve en yaygın formu insanın kendi nefsinden yonttuğu eee o kusursuz maskeye, personaya tapmasıdır aslında.
17:38Yani bizim ontolojik fıtratımız zaten aciz, eksik, muhtaç, hatalı veya zayıf olmamızdır. Yani İbn Arabi'nin dilinden konuşursak kulun makamı ubudiyet, yoksulluk ve eksikliktir. Eee, Hak Teala'nın makamı ise rububiyettir. Yani kusursuzluk, güç ve tamlık. Eğer bir insan kendi acziyetini, kendi korkularını, kendi eksikliğini kabul etmekten utanır da dış dünyaya karşı ben her şeyi bilirim. Ben asla yanılmam. Ben kimseye muhtaç değilim. Ben ahlaklıyım.
18:15Ben yenilmezim zırhını kuşanırsa bu kişi psikolojik bir savunma yapmıyordur. Bu kişi Allah'a ait olan kusursuzluk ve yenilmezlik sıfatlarını çalıp kendi üzerine giyiyordur. Eve badana yapan bir abi vardı. Kendi köyünde gerçekleşmiş bir olayı anlatmıştı bana. Şimdi tam yeri tam zamanı oldu ve şimdi geldi. Yani bunu notlarıma falan yazmamıştım. Eee, hikaye şöyle. Köyde bir adam var. Genetik bir e şeye sahip. Avantaja sahip. Doğuştan büyük yapılı güçlü bir adam. Ve hani çok da böbürleniyor onu.
18:50Hani beni kimse dövemez. Ben hani bir elimle orayı savururum, bir elimle burayı savururum. Tüm kahve bir olsa benim islerime yürüse bana bir şey yapamaz gibisinden. E adam da diyor ki haklı da diyor aşırı güçlüydü. Ya biz öyle güç görmedik diyor. Ağacı söküyormuş yani yerinden. Bir gün kahvede böyle biriyle kavga etmiş yine adamın üstüne yürürken ayağa takılmış ve yüzü üstü düşmüş. Adam da eee karşılaştığı kişi de yere düşünce kötü bir şekilde de düşmüş. Hani burada böyle e tatlı tatlı anlattığımız bir hikaye değil. Gerçek bir hikaye anlattığım için eee mazur görün beni. Eee yerde onu işte kırmış dökmüş o kişide. zayıf olan kişi de ve adam o gün dayak yemiş ve ayağa
19:33takılmış. İşte insan böyle bir varlık olduğu için eğer Hak Teala'nın oluluğundan kusursuzluğundan bir parçayı sahte bir şekilde üzerimize giyinirsek hep dedik ya hakikat ortaya çıkmak için vardır. Gerçekleşmek için vardır. Sen sahte bir mükemmellik elbisesi giyersen o hakikatin üzerinde kara bir leke gibi durursun. Oysa o kıyafeti sana Hak Teala giydirebilir. Ama tabii ki bunu ahlakla elde edebilirsin. O zaman Hak Teala der ki, "Senin bileğini kimse bükemeyecek. Sen yenilsen de yenilmeyeceksin." İşte o adam nasıl bir kavgaya giriyor? Zayıf bir kişi karşısında kavgayı kaybediyor ayağının takılmasıyla. Çünkü çok övündü gücüyle. Gücünün ayağının takılmasıyla yerle bir olabileceğini düşünmedi. O günden sonra bir ders almış mıdır?
20:25Elbette almıştır. İnsan kendi yarattığı personaya, maskeye kendisi tapınıyor zaten. Ve etrafındaki herkesin de o maskeye tapınmasını istiyor. Yani onu onaylamasını istiyor. Yani kendini onaylıyor ve başkalarının onu onaylamasını istiyor. Tapınmak derken böyle bir tüyleriniz diken diken olmasın. Yani işte bahsettiğimiz gizli şirk budur. Yani kibrin ve aşağılık kompleksinin manevi dünyadaki faturası budur. Kul olduğunu unutup yaratıcının rolüne kusursuzluğa soyunmak. İlahi sistem, evren yani ilahi sistem kulun kendi boyunu aşarak kurduğu bu kibir kulesine, bu şirk maskesine bir karşılık veriyor dedik ya. Zaten neyi çok saklarsan imtihanın da oradan geliyor.
21:08Yani yara en kalın zırhı giydiğin yerden kanıyor. Şey diyorlar ya onlara Murphy kanunları. şanssızlık veya korktuğum başıma geldi. Oysa ortada bir şanssızlık olmayabilir. Murphy kanunları da düşündüğün gibi olmayabilir. Yani burada Hak Teala'nın elfettah açan, kapalı olanı ortaya çıkaran, yırtan ve elbat, gizli olanı, iç yüzü bilen isimlerinin eee burada sana yaptığı bir operasyon olabilir. Kozmik bir operasyon dedik ya.
21:42O sistem yalanı ve putları parçalamak üzere çalışır. Ama dünyada savaşlar var, bilmem ne falan filan. Dünya bir anda gülük gülistanlık olmayacak. Burası bir sistem. Buraya saygı duy. Burası bir imtihan alanı. Saygı duy. Hep görüyorum yorumlarda işte Allah neden kötülükleri yok etmiyor? Allah neden kötülükleri yok etmiyor sorusu. Bana sakın kızmayın. Gerçekten kızmayın. Ne tasavvufla işi vardır, ne dinle işi vardır, ne felsefeyle işi vardır, ne de bilmiyorum herhangi mistik bir şey veya rasyonalist gerçek bir şey bilimle de işi olamaz.
22:17Çünkü akıl yürütmekten beri duruyor. Kafasındaki tanrı kavramının tasavvurunun da açılımı dünyayı cennet yapmaya zorunlu olan bir ilah olduğunu düşünüyor. Yüz binlerce soru var. Ama o sorular şey olmasın yani. Hani Tanrı neden dünyayı çok güzel bir yer yapmıyor? Bu tasavvufun sorduğu bir soru değil. Bu felsefenin de sorduğu bir soru değil. Bu kimsenin sormadığı en basit soru. Bu soruyu soran bu yola hiç çıkmamış demektir zaten. Hiç çıkmamış.
22:49Yola çıkmamış. Yani yolun en başında dersen ya. Yolun en başında olmak yola çıkmış anlamına gelir. O kişi yolun en sonuna bizden çok daha hızlı ulaşabilir. Ama bahsettiğim soruyu soran kişi yola hiç çıkmamıştır ki. Hiç. E neden soru soruyor o zaman? Şu da yanlış bir şey. Birinin soru sorduğunu gördüğümüzde onun öğrenme ihtiyacı veya sorularının cevap bulma ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.
23:12Oysa insan bu videoda bahsediyoruz ya personayla dolu bir varlık. Personası var. Seni manipüle etmek için soru soruyor olabilir. Kendini yanlışlıkla manipüle ediyor olabilir. Soru sormak kutsal bir şey değildir. Soru sormak her zaman kutsal bir şey değildir ki. Sonra dedik ya bu ilahi sistem seni cezalandırır. Dikkatli ol. Kendini yanlış anlatıyorsun ya. Sen aslında evrene bir mesaj veriyorsun. Yani ilahi sisteme diyorsun ki beni buradan sınayabilirsin. Ben en ahlaklıyım. İlahi sistem o zaman uyarılır ve der ki eee seni yalanlamaz. Haklısın. Gel bir deneyelim bu dediğin şeyi. Daha önce hiç denememiştik. Senin bu en ahlaklı olduğun konusu üzerine hiç gitmemiştik.
23:56En ahlaklıysan gel seni bir deneyelim. haklısın ve buradan senin çok büyük bir rızkın var ama gel bir deneyelim önce denirse işte o zaman rezil rüsva olma gibi bir durumun olabilir. Kendinle yüzleşme gibi bir durumun olabilir rezil olduktan sonra. Ama bu da tekamüle dahildir. Yani sen böyle bu şekilde öğrenecek de olabilirsin. Biz zaten eee başına şunlar gelir videoları yapmıyoruz ki. Olayların üzerine konuşuyoruz. Yani ilahi yazılım karşına öyle bir denklem, öyle bir olay çıkarır ki bütün o bahsettiğin şeyler, bütün diplomaların yani aklın kilitlenir. En cahil insanın bile kolayca çıkacağı bir kuyuda kendi zekanla boğulursun ve cehaletini yani acziyetini bütün kainatın önünde itiraf etmek zorunda kalırsın. Bu kötü bir şey
24:47gibi anlatıyoruz ya. Bu da kötü bir şey değil. Ha bu senin tekamülünün başlangıcı olabilir. Yani Hak Teala'nın kuluyla oynadığı bir oyun değil ki bu. Tam aksine muazzam bir şefkat hali bu. Hak Teala senin o sahte ve yorucu maskenin y putun altında nefessiz kaldığını, o ağır zırhı taşımaktan ruhunu çürüdüğünü görüyor. Çünkü sen demişsin ahlaklıyım, güçlüyüm, akıllıyım, bilmem neyim falan. Zırhı taşıyamıyorsun artık. O o zırh artık hak ile senin arana giren bir duvara dönüşmüş. O sebeple Hz. Musa'ya Hz.
25:21Hızır geldi ya onun öğrenmesi için onun zihnini paramparça etti. Yani akla almadı. Nasıl böyle bir gerçeklik olabilir? Nasıl böyle bir ahlak olabilir? Hak Teala da işte eee Musa'ya mükemmeli oynamayı bırakmasını söyledi. Yani mükemmel olan benim planım. Sen bunun mükemmel olduğunu kabul edersen o halde zaten mükemmelleşirsin. Çünkü ben kendimle övünmüyorum ki. Ben kurduğum sistemin hakikat üzerine kurulduğu için o sistem o sistemin hata yapmayacağını biliyorum. Sen o sisteme secde et.
25:56Makovski kardeşlerinin forandetta filmi var ya orada meşhur zindan ve yağmur sahnesi var. Eee filmde Eeeve Natalie Portman'ın oynadığı karakter korkularıyla yaşayan, sisteme boyun eğmiş, hayatta kalmak için sıradanlık ve itaat maskesi takan bir kadın. Onu bu sahte hayatına uyandırmak isteyen W yani bizim için mürşit Eve'yi kaçırıyor ve onu sahte bir hapishaneye kapatıyor. Haftalarca ona fiziksel ve psikolojik işkence yapıyor. Hatta ünlü Natal Portman'ın saç kazıma sahnesi vardır ya işte güzelliği, konforu, kimliği ve tutunduğu tüm o güvenli maskeleri elinden alıyor. şeyin EV'nin EV de insanlık onurunun ve acziyetinin o en dip, en karanlık noktasına iniyor zaten.
26:42Çok aşağılanıyor. Sonunda hücresine bir asker geliyor. Önüne bir kağıt koyuyor ve şöyle diyor: "İtiraf et, boyun eğ ve bu kağıdı imzala. Ve böylece biz senin hayatını bağışlayalım. Aksi takdirde hücrenin arkasına götürülüp hemen şimdi kurşuna dizileceksin. İşte böyle anlar insanın kibriyle, korkusuyla ve hakikatle yüzleştiği ontolojik bir sıfır noktası. Eee hayatta kalmak için yeniden bir yalan söylemeyi, yeniden bir maske takmayı reddediyor artık. Çünkü o imtihan onu çok hızlı bir teküle ulaştırıyor. Gözlerindeki korku silinmiş filmi izlediyseniz yani gözlerindeki korku siliniyor. Bütün o acziyeti, çıplaklığı ve çaresizliği içinde ölüme bakıyor ve teşekkür ediyor. Yani ölmeyi tercih ediyor. O ankerler geri çekiliyor, kapılar açılıyor.
27:31Hapishanenin bir ilüzyon olduğunu anlıyoruz. V4 Vendetta e tasavvuf merakları için çok değerli bir filmdir. Eee hapishanenin bir üzyon olduğunu anlıyoruz. Onu tehdit eden herkes yok oluyor. Eee o sahte zindandan çıkıyor. Çatıya doğru yürüyor ve gökyüzünden boşalan yağmurun altında kollarını iki yana açıp ağlayarak, gülerek tekrar diriliyor. Artık özgürleşmiş çünkü yağmurun altında özgür olduğunu hissediyor. Çünkü bir insanı sistemin, toplumun veya diğer insanların manipüle edebilmesi için o insanın kaybetmekten korktuğu bir maskesi, saklamak istediği bir yalanı veya korumaya çalıştığı bir kibri olması gerekiyor.
28:09o hücrede en büyük acziyeti, ölümü ve hiçliği kabul ettiği an yani tam bir mürşit mürit hikayesi, tam bir fenafillah hikayesi. Onu vurabilecekleri bir nokta kalmayınca ivi de öldürürseniz öldürün beni diyor. İşte tasavvuftaki hiçlik, fenafillah yani aziyet makamı tam olarak bu zaten. İnsan zayıflığını ve kusurunu kabul ettiğinde evrendeki en yok edilemez varlığa dönüşüyor. İnsanı kamil dediğimiz varlığa dönüşüyor. Zırhı olmayan birini zırhından vuramazsınız ki. Bu V for Vandetta filmi için başlı başına bir video yapılabilir. Yani hani belki bir dahaki videoyu bu filmle ilgili yapabilirim. Yani Fena fillah'ı bu kadar iyi anlatan bir film nadir bulunur. Yani 15. yüzyılda Japonya'da bir sanat doğuyor. Kinsugi. Yani sıradan bir insan elindeki çok değerli bir vazo
29:04kırıldığında büyük bir utanç ve panik yaşayabilir. Vazonun o kırık parçalarını Onları görünmez şeffaf bir tutkalla birbirine yapıştırır. Sonra o çatlakların üzerine aynı renkten kalın bir boya çeker ki kimse oranın kırıldığını anlamasın. Vazonun kusursuz, hiç yara almamış ve mükemmel görünmesi için elinden geleni yapar. Yani bizim taktığımız personalarla gölge yanlarımızı gizlememiz gibi şeffaf, tutkal ve yalan bir boyayla burası hiç kırılmamış gibi gösteriyoruz. Saklamak ve kusursuz görünmek çabası. Ancak bir Zen ustası, bir Kinsugi sanatçısı o vaza kırıldığında bambaşka bir şey yapıyor.
29:47Kırılan ve parçalanan vazoyu saklamıyor bu sanatçı. Yani ısta çatlakları birleştirmek için şeffaf bir tutkal veya gizleyici bir boya kullanmıyor. Aksine reçineyi saf altın tozuyla karıştırıyor ve vazonun bütün o kırık damarlarını altınla doldurarak birleştiriyor. İşlem bittiğinde de vazo hiç kusursuz görünmüyor. E her yerinden çatlaklar geçiyor ve bunlar görünüyor. Göğa birleştirildi. Göğya onarıldı. E tabii ki onarıldı ama kusursuz bir şekilde değil. Saklamak için değil. O çatlaklar altınla parladığı için artık vazo eskisi gibi sıradan bir nesne olmaktan çıkıyor.
30:26Dünyada bir eşi daha olmayan yaşanmışlığıyla, yarasıyla ve kırığıyla milyonlarca kat daha değerli eşsiz bir şaheser haline geliyor. Vaza kusursuz olduğu için değil kırıldığı ve bu kırığı altın bir dürüstlükle taşıdığı için asıl ihtişamına kavuşuyor. Yani Kinsugi de Mevlana da zaten diyor ya daha önce 100 kez söylemişizdir. çok sevdiğimiz sözlerinden biri. Yara ışığın içine sızdığı yerdir." diyor. İşte Kinsugi felsefesi de bu. Senin içindeki o korkaklık, o sevilmeme kaygısı, geçmişte yaptığın o büyük hatalar, işte o cehaletin ve eksikliğin yani bunlar senin utanıp kalın bir kibir alçısıyla yani komplekslerle kapatman gereken kusurlar değil ki. Eğer onları kibirle kapatırsan ilahe-i nur içeri giremez.
31:14Çünkü sen onu öyle bir boyadın ki sanki o vazo hiç kırılmadı. O çatlaklar senin insan olduğunun kanıtı olacak. O eksiklikler senin yaratıcıyla bağ kuracağın kutsal boşluklar aslında. Zaten insanın olgunlaşma süreci, kamil insan olma yolu kusursuzlaşma süreci değil ki. Yani eee şeriat bizden melek olmamızı, hiç hata yapmamamızı veya yenilmez olmamızı istemiyor ki. Bizden sadece insan olmamızı yani çatlaklarımızı saf bir dürüstlükle o altınla eee örtmemizi, kabul etmemizi istiyor. Evet, bu konuda bu kadar diyelim. Yine çok uzatmayalım. Kendinize iyi bakın. görüşmek üzere.